21 Nisan 2008 Pazartesi

Jowanda'nın Sessizleri


Aslında kapalı alan korkum yoktur. Ama bazen içinden çıkamayacağım bir durumla karşılaşsam ya da öyle bir yerde bulunsam üstüme üstüme geliyorlar. Kaçamıyorum, çözemiyorum.

İşte o anlarda ikinci ben, içsesim, bilincimin altı adı her ne ise başlıyor tekrarlamaya "run lola run, run lola run run run run" ve bu sefer görüntülerde eşlik ediyor sessizlerime, ter içinde deli gibi koşan bir kadın görüyorum beynimdeki tv'de. Sanki ben koşuyormuş gibi nefes nefese bağırıyorum içimden. "run lola ruuuuuun"

Sonra araştırdım kimdir bu lola diye; hiç seyretmediğim ama muhtemelen bir yerlerde reklamı gözüme çarpan ya da üzerinde konuşulanları duyduğum, yazılan birşeyler varsa göz gezdirdiğim bir filmmiş "run lola run"

seyretmeli...

1 Nisan 2008 Salı

Jowanda'nın Kıskandıkları


Son bir kaç aydır oğlumun okulunu internetten online seyredebiliyorum. Malum kapasite altında çalışınca vakit de bol oluyor. Oyunlarını, "faaliyetlerini", jimnastik, seramik derslerini seyrettikce orada olmak istiyorum. Minik minik sandalyelerin, oyuncakların arasında çocuk şarkıları söylemek istiyorum.

Yok yok çocukluğuma geri dönmek istemiyorum. Ben onların öğretmenlerinden birinin yerinde olmak istiyorum. "Ee kalk git yap. 2 senelik okulu dışarıdan da bitirebiliyorsun al sertifikanı başla" diyenlere sesleniyorum. Ben onlara imrenmeyi seviyorum. Yoksa eğitim konusunda temelde tembel bir insanım. Okulumu bile tıp okurcasına uzatmış biri olarak hiç niyetim yok derslere geri dönmeye.

Ama aah onları seyrederken gerçekten de orada olmak istiyorum.

Jowanda'da İz Bırakanlar


Yıl 1988, bir video filmi daha, çünkü hala o müthiş keyifli film kiralama günlerini yaşıyoruz. Özellikle de evde tek başına yapılacak en güzel aktivite.

Kataloğumu açtım son gelen filmlerde seçimimi yaptım. Jodie Foster'ın gençlik günleri. Ve Flamingo Yolu isimli dizinin yakışıklı jönü Mark Harmon baş rolde. Onun gençliğini de William McNamara oynuyor ki bir yeniyetme genç kızın rüyalarını süsleyecek cinste yakışıklı. Şimdi hala film çekiyor mu acaba?

Bahsettiğim film "Stealing Home"

Gençlik aşkının küllerini ne yapacağını bilemeyen bir adamın hikayesi. Sürekli flashback'ler var filmde. Bayılırım flashbacklere.

Sonunda bir iskeleden denize savuruyordu külleri, klasik bir film işte sonunda nereye dökebilir ki insan ya göle ya denize. Ama etkilenmişim işte hala aklımda Jodie Foster William McNamara ikilisinin arabada sigara içme sahnesini canlandırabiliyorum.

31 Mart 2008 Pazartesi

Jowanda'nın Aklına Takılanlar


İki hafta önce diyetisyene gittim. Maksat belli kilo vermeye çalışıyorum çok uzun zamandır. Kendi çabamla biraz şekle girdim ama yine de şu boğaz denen şeyi tutmak o kadar da kolay değil.

Herkes birbirinin mesleği hakkında yorum yapar ya, dünyanın en zor işi kendisininkidir ama başkasının işi amma da kolaydır. İşte o insanlara sinir olurdum onlardan da değilim derdim. Sonuçta her iş kişinin kapasitesine göredir. Dolayısıyla da zorlukları kolaylıkları görecelidir. Kapasite altı çalışıyorum diyen de pek olmaz, derse de nedenlerini sıralayıverir üstüne de ekler "iş arıyorum beni tatmin edecek" diye

Burası benin mekanım olduğu için özgürce yazabilirim, nasıl olsa benbeneyim... Ben kapasite altı çalışıyorum. Ama iş de aramıyorum. Ne fena değil mi? Ruhum doymuyor. O yüzden ya mutfaktan çıkmıyorum ya da bu blogdan...

Neyse konu nereden nereye geldi. Diyetisyen diyordum. İki hafta diyet yaptım verdiğim bir kilo iki yüz gram. Ben bir mutsuz bir umutsuz diyetisyenin kapısına dayandım, aaa kadıncağız tartıya baktı bir neşe değmeyin. Bana da bulaştırdı neşesini ben güle oynaya mutlucuk çıktım oradan.

Bir saat önce içimden işine gücüne kızmayı planladığım diyetisyenim beni incecik hissettirip göndermişti. İşte dedim kendi kendime kapasite mapasite değil kardeşim bu, işini iyi yapmak, işi kolay mı geliyordu sana bak bakalım sen birini böyle çabuk mutlu edebilir miydin hem de kişisel bunalımıyla ilgili bir konuda?

26 Şubat 2008 Salı

Jowanda'da İz Bırakanlar


1980'lerdeki video çılgınlığından nasibini almış biriyseniz kaset kiralamaları için videocuya üye olmayı, videocuların saman kağıdına basılmış film kataloglarını ( ki ben kategorize edilmiş olanlarına bayılırdım, yaş tam 13-14 platonik aşların en güzel çağı, tabi ki de beni ilgilendiren tek kategori romantik filmlerdi) telefonla sipariş ettiğiniz filmin heyecanla gelmesini beklemeyi, filmi çok sevdiyseniz teslim gününe kadar en beğendiğiniz sahneleri tekrar tekrar seyretmeyi iyi biliyor olmalısınız.

Ablam benden 5 yaş büyük. Onun dokunulabilen aşklara yelken açtığı dönemle benim platonik dönemim bir arada olunca "aşk filmleri paradı" kaçınılmazdı. Ama aramızda ne yazık ki bir problem vardı. İkimiz de aynı anda aynı filmden etkilendiğimizi birbirimizin bilmesini istemezdik. Hele ablam bu konuda tam anlamıyla cadılık yapıyordu hatta muhtemelen benden nefret bile ediyordu. Onun sevdiği filmleri sevmeme ciddi ciddi sinirleniyordu.

"Young Love First Love" Timothy Hutton'ın video dünyası için çekilmiş romantik drama filmini işte bu yüzden gizli gizli seyrederdim. Seyrederdim dedim tahmin etmişsinizdir ki birden fazla seyrettim.

James Taylor'ın "You've gotta friend" şarkısıyla da o filmde tanıştım. Ama sanırım Carol King seslendirmişti.

Şimdi o şarkıyı dinledim ve hafızam beni o yıllara götürdü...