31 Mart 2008 Pazartesi

Jowanda'nın Aklına Takılanlar


İki hafta önce diyetisyene gittim. Maksat belli kilo vermeye çalışıyorum çok uzun zamandır. Kendi çabamla biraz şekle girdim ama yine de şu boğaz denen şeyi tutmak o kadar da kolay değil.

Herkes birbirinin mesleği hakkında yorum yapar ya, dünyanın en zor işi kendisininkidir ama başkasının işi amma da kolaydır. İşte o insanlara sinir olurdum onlardan da değilim derdim. Sonuçta her iş kişinin kapasitesine göredir. Dolayısıyla da zorlukları kolaylıkları görecelidir. Kapasite altı çalışıyorum diyen de pek olmaz, derse de nedenlerini sıralayıverir üstüne de ekler "iş arıyorum beni tatmin edecek" diye

Burası benin mekanım olduğu için özgürce yazabilirim, nasıl olsa benbeneyim... Ben kapasite altı çalışıyorum. Ama iş de aramıyorum. Ne fena değil mi? Ruhum doymuyor. O yüzden ya mutfaktan çıkmıyorum ya da bu blogdan...

Neyse konu nereden nereye geldi. Diyetisyen diyordum. İki hafta diyet yaptım verdiğim bir kilo iki yüz gram. Ben bir mutsuz bir umutsuz diyetisyenin kapısına dayandım, aaa kadıncağız tartıya baktı bir neşe değmeyin. Bana da bulaştırdı neşesini ben güle oynaya mutlucuk çıktım oradan.

Bir saat önce içimden işine gücüne kızmayı planladığım diyetisyenim beni incecik hissettirip göndermişti. İşte dedim kendi kendime kapasite mapasite değil kardeşim bu, işini iyi yapmak, işi kolay mı geliyordu sana bak bakalım sen birini böyle çabuk mutlu edebilir miydin hem de kişisel bunalımıyla ilgili bir konuda?

Hiç yorum yok: