15 Ocak 2008 Salı

Jowanda'nın Kıskandıkları


Bazı insanlar düşüncelerini yazıya öyle güzel dökerler ki, işte onları kıskanıyorum. O insanlar ne yazsalar kelimelerin anlamlarına anlam katarlar, onları yanyana inci gibi dizerler; beyaz bir boyunda nasıl etkileyici çekici dururlarsa işte öyle dururlar kağıdın üzerinde. İnsanın içine geçen satırlar yazanlardan bahsediyorum, okuduğunuzda, sizi ağzınızda bir tebessümle düşüncesiz bırakırlar, öyle durursunuz hani, bakarsınız boş boş o kelimelerin içinizi nasıl deştiğini birkez daha birkez daha hissetmeye çalışırsınız.

Bir kitap okudum üstünde çok kafa yorulmuş, kelimelere hükmetmeyi çok iyi beceren bir yazar tarafından yazılmış. O kitap beni bazı şeyleri araştırmaya itti , ruhuma sorular sordurdu, bedenime sığmaz oldum. Cevaplara ihtiyacım vardı, araştırdım. Araştırdıkça insanın varoluşuna ilişkin ne kadar çok "yetersiz" açıklama yapıldığını gördüm. Dış dünyadan, diğerlerinden, evrenin orasından burasından mesaj getiren ne kadar çok varlık varmış. Ama şunu farkettim ki bu varlıklar nedense sadece insanın düşünce limitine, muhakeme yeteneğine sahiptiler. Hiç biri geldiğini iddia ettiği sonsuzdan bahsederken onu sınırlamama başarısını gösterememişti. Bu varlıklara ve onların "kanal" olarak kullandığı insanlara inanan yüzbinlerce insancık vardı, yaşamına anlam katmak isteyen, ruhunu özgürleştirememenin acısını bu insanların kelimelerinden çıkaran, bedenlerinde kaçacak, saklanacak bir yerler bulabilen insancıklar... Küçük beyinleriyle asla kavrayamadıkları, betimleyemedikleri evreni anlamanın çoşkusunu yaşayan insancıklar... İşte bir de onları kıskanıyorum. Cevaplarını buldukları için, en azından kendilerini bu cevaplara inandırabildikleri için kıskanıyorum onları, ve kendime "ruhun seni ıslah etsin" demekten başka birşey bulamıyorum...

Hiç yorum yok: